okuyorsunuz...
Finansal Sektor, Likidite Riski

Avrupa Borç Krizi, Mevduat Kaçışı ve Likidite Riski


Geçtiğimiz günlerde Ispanya’nın en büyük bankası Bankia’nın devletten yaklaşık $24 milyar dolarlık yardım talep etmesi ve derecelendirme kuruluşu S&P’nin (Standard & Poor’s) beş tane Ispanya bankasının kredi derecesini ”junk” seviyesine düşürmesi küçük  miktarda mevduat kaçışlarına neden oldu. Bloomberg verilerine göre Nisan ayında yaklaşık olarak EUR 39 milyon tutarında bir çıkış gerçekleşmiş durumda. Bu durum avrupada mevduat kaçışı ve likidite riskini tekrar gündeme getirdi.

Ispanya bankalarında mevduatı bulunan birçok şirket mevduatlarının bir kısmını çekerek daha güvenli olan Alman bonolarında alımlarda bulundu. Her ne kadar bu mevduat çıkışları tam olarak bir mevduat kaçışı gibi olmasa da en azından bu korkunun avrupada hakim olduğunu ve bankalara olan güvenin yeniden azaldığını bize göstermekte. Bu durum aslında bir bakıma Almanya’ya yaradı diyebiliriz. Çünkü Almanya neredeyse bedavaya borçlanır duruma geldi.

Şu anda Ispanyadaki bankalarının sermayelerinin güçlendirilmesi için gerekli olan rakam aşağı yükarı $ 50-60 milyar dolar civarında. Bunun yanında Ispanya bu sene içerisinde $30 milyarlık bir borç çevirmesi ile karşı karşıya. Dolayısıyla bu tablo Ispayanın 10 yıllık borçlanma maliyetini yaklaşık olarak 6.5% lere çıkardı ve 7% ‘lik Irlanda, Portekiz ve Yunanistan’ın yardım (bailout) talep etmesine neden olan seviyelere oldukça yaklaştı.

Bono faizlerinin bu derecede yükselmesinin bir diğer nedeni ise artık iyice ağızlara yerleşmiş bir kavram olan “Grexit” yani Yunanistan’ın euro para biriminden çıkarak drachma para birimine tekrar geri dönecek olma ihtimali. Avrupa piyasalarındaki korku aslında sadece bu durumun Yunanistan ile sınırlı kalmayacağı ve Ispanya, Italya ve Portekiz gibi borç sorunu yaşıyan diğer ülkelerin de Yunanistan’ı çıkış konusunda takip edeceği beklentisi ile ilgili.

Herhangi bir ülke eğer eurodan çıkar ve kendi para birimine dönerse yakın bir zamanda söz konusu yerel para biriminin euroya karşı en azından %50-70 arasında bir değer kaybı (devalüasyon) yaşaması ekonomistler arasında konuşulmakta. Bu durum zaten mevduat çıkışlarının ana nedenini oluşturuyor.

Bloomberg’in haberine göre Yunanistan’da kişi ve kurumlar 12 ay içerisinde Yunanistan bankalarindan toplam EUR 34 milyar tutarında mevduat çekmiş durumunda. ECB verilerine göre bu rakam ülke içerisinde toplam mevduat seviyesinin %17’sini oluşturuyor. Aynı zamanda iki yil içerisinde toplam mevduatlarin 1/3’ü ülkeyi terk etmiş durumda. Aynı habere göre Yunanistan, Irlanda, Italya, Portekiz ve Ispanya’daki mevduat çıkışları EUR 80 milyarı bulmuş durumda. Aynı periyotta ise Almanya ve Fransa’da beklenildiği gibi mevduat artışları gerçekleşmiş.

Northern Rock Bankası Vakası

Şu an karşılaştığımız mevduat çıkışları bize Ingiltere’nin o zaman beşinci büyük mortgage bankası konumunda olan Northern Rock (NR) bankasında yaşanan mevduat kaçışı vakasını hatırlatabilir. 2007 yılında NR, FSA’in (Ingiltere düzenleyici kuruluş) likidite kuralı olan 5 gün için yetecek likiditeye sahip olma durumunu sağlamakta idi. Bankanın sermaye hariç toplam fon ihtiyacının  %30’u sadece mevduatlardan oluşmakta ve kalan %70 ise para ve sermaye piyasalarından (issuing commercial paper) sağlanmaktaydı.

Ağustos 2007 yılında piyasada borçlanma maliyetlerinin yükselmesi sonucu banka borç kağıdı (commercial paper) ihraç etmekte zorlandı ve bankanın piyasada işlem gören hisse senetleri düşüşe geçmeye basladı. 13 Eylül 2007’de Ingiltere Merkez bankası NR’ye finansal yardımda bulunacağını açıkladı ve bu durum piyasalarda ters teperek mevduat kaçışlarına neden oldu.  O zamanlar mevduatlara uygulanan garanti sınırlı düzeydeydi ve bu durum mevduat kaçışını hızlandırdı. 17 Eylül 2007’de mevduatlara sınırsız garanti getirildi ancak sene sonunda banka 8 milyon poundluk borcunu geri çeviremedi ve 15 milyon pound değerindeki mevduatı da kaybetmiş oldu.  Bu durum ve ardından bankanın satışı sırasında yaşanan hayal kırıklığı NR’nin tamamiyle devletleştirilmesine neden oldu.

 

Bu sefer biraz daha farklı

Ingilterede yaşanan mevduat kaçışı ülke içi (domestic) bir kaçıştı. Daha doğrusu kaçış, zayıf kuruluştan güçlü kuruluşa doğru gerçekleşti. NR’den kaçan fonlar HSBC bankasında mevduat olarak değerlendirildi. Şuan da Ispanya’da Santander bankasına doğru bir mevduat akışı olduğu söyleniyor.

Ancak asıl korkulan Arjantin krizinde olduğu gibi kaynakların ülkeyi terk etmesi durumu. 2001 yılında yaşanan Arjantin krizinde mevduatlar ülkeyi terk etmeye başlamıştı ve devlet sonunda mevduata yut dışı çıkış yasağı getirerek bunu engellemişti. Ancak Yunanistan’da gerçekleşen mevduatların ülkeyi terk etme durumunu ve aynı şekilde Ispanya’da da sonuçlarının daha büyük olacağı bir mevduat kaçışını engellemek için yurt dışı çıkış yasağı uygulamak şuan ki kurallar gereği avrupa ülkeleri için yasaya aykırı olduğu için maalesef mümkün değil.

Her ne kadar euro bölgesi genelinde şu aralar bir mevduat garantisi konusu konuşulsa da, Almanya EUR 2.8 trilyonluk bir garantinin yükümlülüğünü ver riskini kendi vergi mükelleflerinin sırtına yüklemekten kaçındığı için söz konusu uygulamaya karşı çıkmakta.

Bunun dışında konu sadece bankanın finansal açıdan güçlü veya zayıf olması ile ilgili değil maalesef. Senaryolara da artık dahil edilen olası bir eurodan çıkışve sonucunda yerel para biriminin devalüe olması sonucunda eldeki mevduatların garanti altında olsa dahi değerinin %50 ile %70 arasında düşmesi asıl riskin kaynağını oluşturmakta. Bu durumda risk, mevduatların sadece zayıf kuruluştan (NR gibi) güçlü kuruluşa (HSBC) akması ile ilgili değil, aynı Arjantin krizinde olduğu gibi ülkeyi terk etmesi ile ilgili olduğu söylenebilir. Almanya bonolarına bu kadar talep olmasının altında da bu gerçek yatıyor maalesef.

Bankalarda Stratejik Likidite Riski Yönetimi

Regülasyondaki zorunluluklar dışında genellikle likidite riski bankalarda operasyonel ve taktiksel likidite yaklaşımı olarak iki şekilde yönetilmekte. Operasyonel likidite yönetiminde günlük, haftalık ve aylık olarak nakit akış tahminleri yapılır ve bu tahminlere belirli senaryolar altında stres uygulanarak olası sonuçlar değerlendirilerek gereken ekstra kaynaklar önceden belirlenir.

Taktiksel likidite yönetimi ise aktiflerin likidite özellliklerinin belirlenmesi ve fonlamanın hangi oranda hangi kaynaklar ile yapılacağını belirler. Kurumlar veya kişilerden oluşan müşteriler genellikle güvenli (secured) kaynakları tercih etmektedir. Mevduat veya şirket bonosu gibi garantisi olmayan ve dolayısıyla güvenli olmayan fonlar bankalar açısından daha risklidir. Riskin sebebi mevduat kaçışı  olma ihtimalinden ve de borç çevirebilmedeki zorluklardan dolayıdır denilebilir. Dolayısıyla bankalar genellikle fonlama sınıfları konusunda hedefler koymakta ve fonlama kaynaklarını bu hedeflere göre yönetmektedir.

Aynı hedef banka aktifleri için de geçerlidir. Bankalar genellikle önceden belirlenen likidite oranı çerçevesinde belirli bir miktar aktifi nakitte veya likiditesi yüksek olan finansal araçlarda tutarak olası riskleri en aza indirme çabası içinde olmaktadır.

Sonuç

Yukarıda bahsedilen aktiflerdeki likidite oranı hedefi aslında şu anda Almanya devlet tahvillerine olan ilginin de ana kaynağını oluşturuyor gibi. Bankalar genellikle kredi vermek yerine daha likiditte kalarak devlet tahvillerine yönelmekte. Her ne kadar ECB piyasayı canlandırmak için bankalara ucuz kredi kullandırsa da söz konusu kaynaklar ya ECB hesaplarına mevduat olarak geri dönmekte yada Almanya gibi devlet tahvillerinde değerlendirilmekte. Bankalar maalesef olası bir mevduat kaçışı  durumunda likidite krizi içerisinde olmamak için eldeki kaynakları kredi olarak şirketlere veya diğer bankalara kullandırma konusunda tereddütlü davranmakta.

En son Avrupa Komisyonu (European Commision) sıkıntı çeken ülkeleri kurtarmak için ayrılan ve Temmuz 2012’de kullanıma hazır olacak olan ESM (European Stability Mechanism) fonunun avrupadaki bankaların kurtarılmasında kullanılabileceğini belirtti. Bu yaklaşım daha fazla bir finansal entegrasyon anlamını taşıyor. Ayrıca ortak euro bölgesi borçlanması (euro zone bond) konuşulmakta. Ortak borçlanma Almanya ve Fransa gibi görece daha ucuz borçlanan ülkelerin borçlanma maliyetini artıracaktır. Tabi bu teklif ne zaman hayata geçer veya geçer mi bilinmez ancak mevduat garantisinden daha çok ise yarayacağa benziyor.

Reklamlar

About Gunes Sari

Güneş Sarı, 2007 yılından itibaren Finansal kuruluşlarda Basel II, kredi riski, ve piyasa riski; finansal olmayan kuruluşlarda döviz kuru riski, faiz riski, emtia ve likidite riski konularını içeren çeşitli danışmanlık projelerinde görev almaktadır. Lisans diplomasını Yıldız Teknik Üniversitesi Iktisat Falkütesinde ekonomi alanında alan Güneş, yüksek lisans ögrenimini İsveç Goteborg Üniversitesinde Finans ve Endüstri Ekonomisi alanında tamamlamıştır. Güneş, PwC New York ofisinde Risk Assurance bölümünde çalıştıktan sonra Türkiye'de Doğuş Holding A.Ş'de Risk Yönetiminden sorumlu Müdür Yrd. olarak çalışma hayatını sürdürmektedir. Finansal risk yönetimi üzerine uzmanlığı bulunan Güneş, GARP (Global Association of Risk Professionals) tarafından verilen FRM (Financial Risk Management) sertifikasına sahiptir.

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Tum Yazilarim

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: